Ana içeriğe atla

Dedikodu

Dedikodularımızla yatıyor, dedikodularımızla kalkıyorduk. Artık dedikodusunu yapmadığımız kimse kalmamıştı. Arkasından en son konuştuğumuz kişiyle kahve içiyor sonra da o gider gitmez arkasındna konuşmaya devam ediyorduk. Alıp veremediğimiz neydi biz de bilmiyorduk. Ama ortada helâk olmuş, alıp verilmiş, satılıp yıpratılmış bir sürü söz yığını vardı. Ve işin aslı artık kimseye güvenemiyorduk. Güvenilmezlerin arasından en güvenilirini seçmekteydik. Bu da bizi güvenilmez, tüm grubu kokuşmuş kılmaktaydı.

Tam bir dost buldum derken, o dost birden en mahremimizi bir başkasına anlatmış oluyordu. Ayrı bölümlerden ve ayrı erkek zevklerine sahip olan insanlar bile boş yere birbirine düşer olmuştu. Kendimizi koruyalım derken kendimize dair gerçek olmayan aslında bizi çok daha güçlü gösteren hikâyeler anlatıyorduk. Mesela ezik miydik, birinin ağzının payını sağlam bir şekilde veriyorduk. çok mu hafifmeşreptik, o gece yatmıyorduk. Çok mu iffetliydik, o gece bir çapkınlık yapıyorduk. Böyle böyle kendimize yeni imajlar çizmeye ve bu imajlara inanmaya başladık.

Tüm bu yeniden yaratılan karakterler ve hikayelere rağmen maalesef dedikodunun önünü alamıyorduk. Çünkü aramızdaki temel iletişim konuları dedikodu olmasa yok olacaktı. O zaman da kimseyle hiçbir şey konuşamayacaktık. Temel olarak bilgi paylaşımı ve ilim bir araya gelme sebeplerimizden değildi. Çoğu zaman yemek yemek ve eğlenmek için bir araya geliyordu insanlar. Bazen günlük, bazen haftalık, bazen aylık ittifâklar kuruyordu insanlar.

Bu uzun süre böyle devam etti. İlk etapta on tane arkadaşım vardı. Kala kala bir tane kaldı. O da çok sevmedi beni belli ki... bir dostum var mı bilmeden gidiyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Watercolour and Mıxed Technique

Emma Lefebvre tutorial    handmade postcards wıth mıxed technique

Ingmar Bergman - Scenes from a Marriage (1973)

Sometimes it is too much love that we do not know what to do with it. Use it for good purposes or bad purposes. What kind of reaction does our body and mind give to too much love? Or let's say when a feeling is too much what is its difference from the other extreme feelings such as jealousy, hate, passion and wanting to possess a person? It is very hard to distinguish in a relationship, in a marriage, between men and women who plays (acts) more and who is more real. Who can understand who is lying less and who is more honest? The answers to these questions are never given. But one thing can be said about the extreme feelings: They do not contain so much empathy and compassion. And there are times that a person needs compassion but finds passion instead and there are times that a person needs protection and finds pity instead. It is too often the case that we are so cruel, we are so totalitarian in our nation-state (as Vonnegut would say) to our only citizen, our partner. Since th...

Deprem, Dostluk ve Digerleri

İtalya saati ile en yakın arkadaşımın doğumgünü geçmiş bulunmakta, kendisi bilmem kaç yaşına girdi ama bilmesini istiyorum hangi yaşta olursa olsun. Onu seviyorum. Daha da duygulanmak isterdim, onun için şarap içecektim. Ama vazgeçtim. Limon suyunu tercih ettim. Nasıl duygulanmam diye sordum kendime. Garip bir şekilde Pınar Selek hakkında çıkan karar, hakarete uğrayan, saldırılan Ermeniler, en iyi araştırmacı ve barışçı gazetecilerin ölümlerinin yıldönümleri, askerlerin intiharları, bugün ben kütüphanedeyken gerçekleşen ve kanımı donduran deprem. Hiçbir şey moralimi bozamaz. Bozmayacak. Hatta ve hatta geleneksel yaşanışların bugüne tezahürü de buna dahil. Bu sabah kalktım erkenden uyuyamadım, Lucca'nın duvarları üzerinde dolandım. Her şeyin rengi ayrı güzeldi. Dağlar ve bulutlar mor, pembe, ağaçların gövdeleri sarı ve yeşil, sarı ve açık pembe binalar, çan sesleri eşliğinde.... yürüdüm. Ağzım açık gökyüzünü izledim. Demek ben uyurken bunları kaçırıyormuşum, dedim kendi kendime...