Ana içeriğe atla

Bir yılın sonunda

2019 ne kötü bir seneydi. Nerdeyse tüm sene işsizdim. İşsizliğin güzel tarafı şu: kendinizle baş başa kalıyorsunuz ve neyin önemli olduğunu düşünmek için biraz daha vakit bulabiliyorsunuz. O nedenle bu işsizlik her ne kadar ceplerim boş gezmeme sebebiyet verdiyse de bir yandan da beni düşünmeye ve kendimle baş başa kalıp şiir yazmaya ve resim yapmaya sevk etti.

İş ararken bile bir sürü şey öğrendim. İtalyanca ders almaya başladım, İtalyancam bir hayli ilerledi. Artık Bartleby - Herman Melville kitabını bile İtalyanca okur hale geldim. İtiraf etmeliyim ki hâlâ bilmediğim bir sürü kelime var. Yine de büyük bir başarı sayılır, çünkü bir sene önce olsa bir paragraf okur, kitaptan korkar ve kitabı kapatırdım. Bir daha da asla geri dönmezdim.

Fransızca kursuna yazıldım, bir ay da olsa, dil yeteneğimin gittikçe zayıfladığını gördüm ama basit Fransızca kelimeleri anlayabilmek beni bir nebze de olsa rahatlattı. Hani öğrenmeden önceki o bulutlu bilinçaltı hali var ya ben işte Fransızca diyince hep orda kaldım.


Dediğim gibi bol bol resim yaptım, renkler beni dinlendirdi.

Bitirmem gereken makaleleri bitirdim, aslında hepsini bitirmedim, en zoru kaldı geriye: onu da gelecek günlerde bitirmem şart, özgüvenimin yerine gelmesi için, kendime verdiğim sözleri tutabilmek için...

Bir ayı ailemle geçirdim ve onları ne kadar sevdiğimi tekrar hatırladım. Ne kadar huzurlu olduğumu ailemin yanında. Birlikte film izledik, yedik içtik ve konuştuk. Beni çok güçlendirdi onlarla olmak.

En yakın arkadaşlarımla da haberleştim, her ne kadar istediğim seviyede olmasa da uzun zamandır aramak istediklerimi daha sık arar oldum.

Üç konuşma yaptım, birisi Lübnan'da diğer ikisi Floransa'da. Bunlardan birisini İtalyanca yapmak zorunda kaldım ve çok zorlandım ama olsun geçti bitti işte o da.

Yeniden staja başladım. Bu yaşta yeni şeyler öğrendim... sıfırdan başlamayı öğrendim, sabretmeyi öğrendim.

İnsanın işsizken iş bulmasının ne kadar zor olduğunu tekrar hatırladım. Sanki tüm dünya bir araya gelmiş, sen artık çalışmasan da olur, diyor sana. Sen de kuyruğu dik tutuyorsun ve diyorsun ki, ey koca dünya sen mi yaman ben mi yaman? Nasıl bu hayata gelişime sen karar vermediysen buna da sen karar veremeyeceksin? Nasıl kalbimin duruşuna sen karar veremezsen buna da karar veremeyeceksin! Ey sen kendini ne zannediyorsun koca hergele dünya! diye kafa tuttum. Kabadayılığım arttı bu sene. Ama tabii ki bu kafa tutmayı hep kapalı kapılar ardında yaptım, hep gizli saklı yaptım, ne hukuka başvurdum ne de adalete inandım. Yazının adaletine güvendim. Şiirlere, hikayelere, sevmeye, dostlara, yeni dostlara, eski dostlara, kardeşlere hepsine güvendim. Kimse de sağolsun benim güvenimi boşa çıkarmadı.

Fallara baktım, burçları okudum. Ne kadarı doğru çıktı, hesabını tutmadım. Tek doğru çıkan 2019'un bana hiçbir şekilde para getirmediği ama parayla ölçülemeyen birçok öğrenişi beraberinde getirdiği idi.

Alın paranız sizin olsun dedim, benim gururum var. Dedim mi? Ah eski ben olsam yakmış yıkmıştım. Ama ne yaparsın ezikleştiriyor zaman insanı, ben de ezikleştim. Esmedim de geçmedim de sustum pustum ve yazdım. Sadece yazdım ve çizdim. Bunlar da işime yaramadı değil. Hayatta da olduğu gibi yazıda da, işte de güçte de potansiyel enerji her zaman kinetik enerjiye dönüşmese de öyle bir gün gelir ki dönüşür. Hep geç öğrendim ama güzel öğrendim. Ben hiçbir zaman hızlı olmadım, ama hızlandığımda kimse beni geçemedi. Geç olsun güç olmasın dedim, hem geç hem güç oldu.

Olsun, kısmet, kader demedim, yaratmak için çabaladım.

Her yarattığım satılık değildi ama sitelerime reklam aldım. Kazana kazana bir lira kazandım. Olsun hiç yoktan iyidir.

Diğer siteden gelirim 0.13 euro, ona da eşim tıklayıvermiş.

Olsun tanıdıklar sağolsun.

Amma geyik yaptım.

Eğer hayat bir daha sorarsa bana 2019 gibi bir yıl yaşamak ister misin diye, ben de Bartleby gibi cevap veririm: Geçirmemeyi tercih ederim, preferirei di no, prefer not to do...

Eğer bir daha sorsalar bu hayatta yaptığın hataları tekrar etmek ister misin? Yapmamayı tercih ederim. Preferirei di no.

Bedava çalışmak ister misin? Çalışmamayı tercih ederim. Preferirei di no.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Watercolour and Mıxed Technique

Emma Lefebvre tutorial    handmade postcards wıth mıxed technique

Ingmar Bergman - Scenes from a Marriage (1973)

Sometimes it is too much love that we do not know what to do with it. Use it for good purposes or bad purposes. What kind of reaction does our body and mind give to too much love? Or let's say when a feeling is too much what is its difference from the other extreme feelings such as jealousy, hate, passion and wanting to possess a person? It is very hard to distinguish in a relationship, in a marriage, between men and women who plays (acts) more and who is more real. Who can understand who is lying less and who is more honest? The answers to these questions are never given. But one thing can be said about the extreme feelings: They do not contain so much empathy and compassion. And there are times that a person needs compassion but finds passion instead and there are times that a person needs protection and finds pity instead. It is too often the case that we are so cruel, we are so totalitarian in our nation-state (as Vonnegut would say) to our only citizen, our partner. Since th...

Deprem, Dostluk ve Digerleri

İtalya saati ile en yakın arkadaşımın doğumgünü geçmiş bulunmakta, kendisi bilmem kaç yaşına girdi ama bilmesini istiyorum hangi yaşta olursa olsun. Onu seviyorum. Daha da duygulanmak isterdim, onun için şarap içecektim. Ama vazgeçtim. Limon suyunu tercih ettim. Nasıl duygulanmam diye sordum kendime. Garip bir şekilde Pınar Selek hakkında çıkan karar, hakarete uğrayan, saldırılan Ermeniler, en iyi araştırmacı ve barışçı gazetecilerin ölümlerinin yıldönümleri, askerlerin intiharları, bugün ben kütüphanedeyken gerçekleşen ve kanımı donduran deprem. Hiçbir şey moralimi bozamaz. Bozmayacak. Hatta ve hatta geleneksel yaşanışların bugüne tezahürü de buna dahil. Bu sabah kalktım erkenden uyuyamadım, Lucca'nın duvarları üzerinde dolandım. Her şeyin rengi ayrı güzeldi. Dağlar ve bulutlar mor, pembe, ağaçların gövdeleri sarı ve yeşil, sarı ve açık pembe binalar, çan sesleri eşliğinde.... yürüdüm. Ağzım açık gökyüzünü izledim. Demek ben uyurken bunları kaçırıyormuşum, dedim kendi kendime...