Ana içeriğe atla

Yorgunluk

 Senenin sonunda başıma iş aldım. Makale yazalım dedik İtalyan iş arkadaşımla. Ama gel gör ki deadline yani bitiş tarihi yarın. Gel beş günde ne yazılır, elimizde ne var. Tabii red alma ihtimalimiz yüksek ama yazdık. Fakat işte bugün kendimi bitik hissediyorum. Çünkü başka okumalar araştırmalar da yaptım ister istemez. Dolayısıyla bir hayli sesim soluğum gidik. 

Şimdi son enerjimi makale okumaya harcayacağım ve doyasıya resim yapabileceğim günlerin hayalini kuracağım. 

2021 yılı aman gitsin, hem dolu hem güzel hem korkulu hem üzüntülü geçti. Ne diyeyim, gelenler gidenler, güzel ve kötü haberler, yeni başlanan işler, yeni tanışılan insanlar ve beklenmedik ölümler derken bir gün bile dinlenmeye vaktim olmadı. Sanırım bu sene tatil bile yapmadım. Ağustos ayında üzerime ek iş aldım, eylülde ekimde Marie Curie yazdım, sonra makale bitirdim sunum yaptım, kasım aralıkta tekrar bir makaleyi sonlandırdık 9 aydır uzayan derken, hep bir hengame oldu. Aradaki araştırmaları ve koşuşturmaları saymıyorum. Akademik olarak hareketli ve güzel geçti, ama sorsanız, dinlendin mi diye? Pek dinlenemedim. Umarım 2022'de daha çok dinlenme ve gezme fırsatı bulurum, umarım bir de birisi şu evi benim için toparlar, birisi bana güzel bir Türk yemeği yapar. Özledim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ingmar Bergman - Scenes from a Marriage (1973)

Sometimes it is too much love that we do not know what to do with it. Use it for good purposes or bad purposes. What kind of reaction does our body and mind give to too much love? Or let's say when a feeling is too much what is its difference from the other extreme feelings such as jealousy, hate, passion and wanting to possess a person? It is very hard to distinguish in a relationship, in a marriage, between men and women who plays (acts) more and who is more real. Who can understand who is lying less and who is more honest? The answers to these questions are never given. But one thing can be said about the extreme feelings: They do not contain so much empathy and compassion. And there are times that a person needs compassion but finds passion instead and there are times that a person needs protection and finds pity instead. It is too often the case that we are so cruel, we are so totalitarian in our nation-state (as Vonnegut would say) to our only citizen, our partner. Since th...

Ottawa'da Lesvos'u Özlerken - Bölüm 1

O yüzden bunu verimli bir döneme dönüştürmeye karar verdim. İçim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız Bülent Ortaçgil'in söylediği gibi. Ottawa kocaman ve soğuk bir deniz. Dümdüz ve dalgasız, çok güzel bir deniz ama deniz ve ben ayrı düştük... O yüzden işte şimdi ben sıcak bir adadaki anılarımı anlatacağım sizlere. Orda gittiğim bir müzeyi ziyaret edeceğiz. Anılar müzesi, babası İzmir'den zorla göç etmek zorunda kalmış olan bir kadının hikayesini, babasına hasretini, babasının ülkesine hasretini ve kendisinin babasının hasretini yorumlayışıyla ilgili bir hikaye bu. Babalar ve kızlar arasındaki ilişki özeldir. Nasıl erkek çocuklar ile anneler arasındaki ilişki özelse... Nasıl anlarlarsa birbirlerini. Bir kitapta bir yazar der ki "Ben hep babalarını çok seven kadınları sevdim..." Ben de galiba hep annelerini çok seven adamları seviyorum. Sevmeyi bilen insanlar belki, belki benim gibi haddinden fazla duygusal ve toz kondurmaz. Bu yazı İngilizce fakat dikkat çekmek istediğim ...

Deprem, Dostluk ve Digerleri

İtalya saati ile en yakın arkadaşımın doğumgünü geçmiş bulunmakta, kendisi bilmem kaç yaşına girdi ama bilmesini istiyorum hangi yaşta olursa olsun. Onu seviyorum. Daha da duygulanmak isterdim, onun için şarap içecektim. Ama vazgeçtim. Limon suyunu tercih ettim. Nasıl duygulanmam diye sordum kendime. Garip bir şekilde Pınar Selek hakkında çıkan karar, hakarete uğrayan, saldırılan Ermeniler, en iyi araştırmacı ve barışçı gazetecilerin ölümlerinin yıldönümleri, askerlerin intiharları, bugün ben kütüphanedeyken gerçekleşen ve kanımı donduran deprem. Hiçbir şey moralimi bozamaz. Bozmayacak. Hatta ve hatta geleneksel yaşanışların bugüne tezahürü de buna dahil. Bu sabah kalktım erkenden uyuyamadım, Lucca'nın duvarları üzerinde dolandım. Her şeyin rengi ayrı güzeldi. Dağlar ve bulutlar mor, pembe, ağaçların gövdeleri sarı ve yeşil, sarı ve açık pembe binalar, çan sesleri eşliğinde.... yürüdüm. Ağzım açık gökyüzünü izledim. Demek ben uyurken bunları kaçırıyormuşum, dedim kendi kendime...